Umudumuz kadar kara mürekkebimiz ile satır aralarına gizlediğimiz isyânlarımız vardır bizim. İçimize dolmuş, her gün gözlerimizden boşalan isyânlarımız. Sustukça biriken, biriktikçe boğulan... göz yaşlarımızda boğulan... kelimelere sığmaz dediğimiz, iki satıra sıkıştırdığımız isyânlarımız vardır. Bir de içimizi dökebileceğimiz sadece iki şey vardır; kalemimiz ve kâğıdımız.
Akıcı yazmak için ağır şeyler yaşamak gerekirmiş. Her gün gözlerden kâğıda akan çok şeyi vardır bizlerin. Damarlarımızda akan kanımız gibi kalemin içine akıtırız mürekkebimizi. Cebimizden çıkardığımız hüzünlerle kumar oynarken, kazandığımız nekadar gülümseme varsa koyarız masaya. Ve ceplerimiz boş, çehrelerimiz silinik döneriz evlerimize.
Bilinçliyizdir; önce başlığı koyar, sonra yazarız yazımızı. Konudan sapmadan... sadık olduğumuz tek şeydir kalemimiz, kâğıdımız, konumuz...
"Kolumu kır, kalemimi kırma." derken biz, kalemimizin gözümüzün önünde iki ayrı parça hâline gelmesi gibi kâbuslar görürüz. Kalbimizdeki şehirleri sel almışken, küçük bir ilham tomurcuğu açar şehrimizin en kuytu bölgesinde. Göz yaşlarımız ile sular; kâğıdımızda yaşatırız.
Bir gün yine kumar masasındayızdır. Son bir umut diye inatlaşırken biz, rakibimizin aşk olduğunu görmüşüzdür. Elimizde avucumuzda hiçbir şey kalmamıştır. Eli bağlı, ortaya kâğıdımızı, kalemimizi koymuşuzdur. Onları da kaybettiğimiz vakit cebimizden bir kâğıt çıkarmış, yenilgiyi kabullenip kalan tek silahımız ile, kalbimiz ile kâğıdımıza son bir nişan almışızdır.
Hedefi onikiden vurmanın verdiği yeni bir gülümseme ile kapanır gözlerimiz. Evet, gözü açık gitmeyen bizler bunun verdiği tebessüm ile biraz daha direnç kazanırız. Direnç kazanmak ise artı bir puandır.
... derken bir bakmışız başladığımız yerde; huzurlu bir hastane odasındayız.
12/15/2010
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder