4/07/2010

Vagues D'espoir

Sevmek ayrı; aldatmak ayrı bir oyundu. Unutmak oyun kuralıydı ve kurallar çiğnenmek içindi. Acı çekmek kolay değildi fakat her an karşınızdaydı. Zoru başarmış bulunmaktayız. Alkış almak hakkımız.
Şükretmek gerekiyorsa buna; edeceğiz. Lakin küfretmemiz gerekiyorsa bunu seve seve yaparız. Ya biz acının eli bağlı mahkumlarıyız; ya da acı bize bir lütuf. Mutlu olmak gibi bir lüksümüz olsaydı, acıya küfredecek yüzümüz olurdu. Bize "ne hakla?" diye sorulduğunda vereceğimiz cevabı aylar öncesinden hazırlamak, olumsuz düşünmek değil midir?
Acı çekip, ağlayıp kendimizi avutabiliyorsak küfretmek değil şükretmek onaylanmıştır.
Kıvranan beynimizi düşünmeye zorlarsak lanetler yağdırdığımız şeyin sebebini anlarız. Keşkelerle boğduğumuz gururumuzu, suni tenefüsle kendine getiremeyeceğiz.

4/05/2010

Must Be In Business

Dans; iki kapılı bir şans olmalıydı. Dans ederken hayatı değil, sanki küçük bir dünyada dansı yaşarsın. Dans, bir hobiden, bir işten öte; bir gerçekti. Denilenleri duymadan müzikle yatıp kalkan dans.. Kıvrak bedenler aynı ya da farklı; fakat uyumlu bir şekilde hareket ederken hayat durmalı.

Dans; hayatın acı gerçeklerini içinde barındıran o kan kırmızı şarabı içenlerin yasıdır. Yeniden hayat bulmaya yüz tutmuş bedenler; en acımasız danslarını sergiliyor şimdi. Zafer kuyularına ip atmış ruhları, zaferi taşıyor kollarında. Kan damarlarından ılık ılık akarken, bitmek tükenmek bilmeyen azmin terlerini döküyorlar.

Kaybedenler jiletleri ele almışken, birde zafer dansı yapmakla meşgul onlar.

Dansla grev yaptılar, yas tuttular; dansla solmuş bir gülü canlandırdılar. Çığlıklar kulağa müzik gibi geliyorsa, dans başlasın!