"Hey, sen! Evet, evet sana söylüyorum."tanımadığınız birinin size seslenmesiyle şüpheci ifadesine bürünür gözleriniz. Şöyle bir bakarsınız... "Efendim?" dersiniz, ne söylecekse söyler.
1950'li yıllarında kan kasabası olarak bilinen bir yerdir burası. Günlerce oynadığı kabuktan kurtulduktan sonra bir iz bırakmıştır savaşların yarası. Karanlık köşelere sinmiştir insanları, hayvanları... Hatta çiçekleri bile siper etmiştir yapraklarını dallarına.
Kendi köşenize sinmişken siz, biri seslenir yine:"Bakar mısınız?" Evet, size diyordur. "Bakmaz mıyım..." Bakarsınız. Belki bir adres sorar size, ömrüm boyunca ayrılamadım bu kasabanın şu köşesinden diyemezsiniz.
Canınız sağ olsun.
Bir yabancı... Bir değil; birsürü yabancı vardır şimdi kasabada. 1950'lerinizin kabusunu geri getirebilecek kadar kötü insalar mı onlar? Tanıyamazsınız. Nereye gitseniz size seslenirler. Yabancılar işte, nereden bilecekler burayı?
Bakarsınız adamın biri almış kolunun altına iki rus fahişeyi, her zamparaya yakışır bir sırıtışla kim bilir kaç kişiyle kirlenmiş olan yatağına götürüyor. Siz der misiniz "Zavallı yatağa düpedüz tecavüz ediyor." diye?
Sokak kenarlarında kadınlar... Yüzlerini ancak sigaralarının dumanına kavuşmak için yaktıkları kibrit ateşilerinde görebilirsiniz. Kibriti tek bir hareketle söndürüşlerini ve... Ve karanlıktan bir duman gibi açık havaya süzüldüklerini.
Burası edepsiz bir kasabadır ve 1950'lerini farklı yollardan tekrar ediyordur. Yatak altında, sokak köşelerinde, kıraathanelerde vs. veriyordur savaşını. Bir kere işgal etmiştir yabancılar bu kasabayı. Kanınızın çorbasını içmişlerdir, kana kana. Şimdi ise burayı edepsizleştirerek yok ediyorlardır. Dışarıdan görenin surat ekşiteceği türden.
Evinizin kapısını açarsınız. Tam o sırada biri der:"Pardon?" Ne yazik ki "Efendim?" dersiniz, efendiniz olmayan şerefsizlere.
6/23/2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder