Günaydın, tatlı bayan. Bir gün daha gösterdi güneşini bulutların arasından. Hava güzel, dışarısı da en az yatağın kadar sıcak. Ama anlıyorum seni, yataktan ayrılmak zor gelir yine de. "Sadece beş dakika daha..." diye mırıldanıyorsun, açılamayacak kadar uykulu olan dudaklarının arasından. İstediğin beş dakika olsun, uyu. Ama sonsuza kadar olmaz.
Merhaba, tatlı bayan. Nihayet uykunu aldığını düşünüyorum. Gözlerini açıyorsun yavaş yavaş. Korkma, geç olmadı. Yarım saat daha uyudun. İhtiyacın olan da bu kadarmış.
Kalkıyorsun yataktan sen şimdi, itiraz etmeden. Topluyorsun güzel saçlarını, yıkıyorsun güzel ellerini, yüzünü... Değiyor tenine yumuşak havlu. En az ellerin kadar yumuşak olan havlu bu.
Dışarıdan mutlu gözüken, tatlı bayan. Benim tanıdığım en güçlü kadın, en kadınsı kadın. Ne kadar güçlü olsan da, bir kuş kadar kırılgansın.
Yazdın... Sayfalarca yazdın. İçindekileri döktün bulduğun her satıra. Yaralı kalbini çizdin kirli taşlar üzerine. O kalp yaralıydı, evet; ancak hiçbir zaman kirlenmedi, kararmadı kötü düşüncelerle. Hep parladı. Ve gördüğüm kadarıyla hâlâ parlıyor.
Uçmalısın, tatlı bayan. Şu her sabah seni bulutların arasından kucaklayan güneş kadar sıcak gülümsemene ihtiyacı var bu dünyanın. Sana ihtiyacı var dünyanın. Zaman kalemleri eline alıp savaş pozisyonuna geçme zamanıdır; ölüm zamanı değil. Pes etme zamanı da değil.
Arabanın radyosunu açsan da, duyacaksın sesimi. Okuyacaksın satırlarımı, paragraflarımı teker teker. Bak, çalıyor şarkı: "My blood, my soul is my enemy. My love, my life is poison to me. I know it's not how it's supposed to be, got no choice, no voice, I have no dignity."
Beni duyduğunu biliyorum, tatlı bayan. Bırak ellerinden zehri. Ne midene, ne kalbine yakışıyor. Kırmızı dudaklarını bir şişe zehir için aralamanı izleyemem. Buna izin vermeyeceğim, tatlı bayan. İç sesini dinle. Dünyada onca şey oluyorken, mutlu olmak için çok sebebin var.
6/23/2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder