12/15/2010

My Little Dead Man

Tırnak törpülerinizi bir kenara bırakın, hayatınızı bunlarla düzenleyemezsiniz. Ağzınızdan çıkacak tek bir söz, yolunuzu belirleyecektir. Düşünerek konuşmak, düşünerek davranmak olmalı tek hedefiniz. Eğer bunu başarabiliyorsanız, zaten bir geleceğiniz var demektir.

Düşünmeyenin geleceği yok mudur? Düşüncesizce yapılan ufacık bir hareketle bile hem kendisinin hem de başkasının hayatını karartan insanların geleceklerine gelecek derseniz, gelmeyecek. Ufak bir hareketleriyle birden fazla kişinin hayatını mahvetmek ile bir iş yapmış oluyorlar ise, yaptıkları tek iş zamanı bir anlığına durdurmaktır. O bir an geçtikten sonra zaten zamanın farkına varılmaz.

Cinayet, bir insanın kalbini durdurmaktan ibaret değildir. Onun yanında sevenlerinin de kalbini durdurmak, bir hayatı çöpe atmak demektir. Kullanılmamış bir kâğıdı buruşturup bir kenara fırlatmak gibi. Kendi çöplüğünde çürüyen bedenlerini seyrederken ruhun çektiği acı nedir, bilemeyiz.

Cenazesinde kafalarınızı öne eğip, ayakkabılarınızın burnunu seyredeceksiniz. Ve birer birer dökülecek göz yaşları gözlerinizden. O yaşlarla sulayacaksınız toprağını, çiçeklerini. Siz sevenleri... sizler onu yaşatacaksınız.

Onunla ölmenizi isteseydi, şu an size gülümsemezdi.

Erkek//

Aslında bildiğiniz iki kapı vardı ve siz onların hangi yollara açıldığını merak ediyordunuz. Gittikçe büyük bir hâl alan bu merakınıza yenik düşüp, önünüze çıkan ilk kapı koluna sarıldınız. Şöyle bir kafanızı uzattığınızda güzel geldi, aldandınız. Alnınızdaki yemini silmek için çok çabaladınız. Diğer kapıda ne olduğunu merak etmeye başladınız sonra. Kulaklarınızda çınlayan o kadın kahkahalarıyla avundunuz, onların koynunda -sözde- mutluluğu buldunuz. Sizi hazların alemine götüren iki kuruşluk kadınlar için bir süre sonra acı çeker oldunuz.

Çürümüş muz kabukları arasında uyandığınızda derin bir nefes aldınız. "Rüyaymış" derken çöplüğünüzde gülümsemekten hiç mi utanmadınız?

4/07/2010

Vagues D'espoir

Sevmek ayrı; aldatmak ayrı bir oyundu. Unutmak oyun kuralıydı ve kurallar çiğnenmek içindi. Acı çekmek kolay değildi fakat her an karşınızdaydı. Zoru başarmış bulunmaktayız. Alkış almak hakkımız.
Şükretmek gerekiyorsa buna; edeceğiz. Lakin küfretmemiz gerekiyorsa bunu seve seve yaparız. Ya biz acının eli bağlı mahkumlarıyız; ya da acı bize bir lütuf. Mutlu olmak gibi bir lüksümüz olsaydı, acıya küfredecek yüzümüz olurdu. Bize "ne hakla?" diye sorulduğunda vereceğimiz cevabı aylar öncesinden hazırlamak, olumsuz düşünmek değil midir?
Acı çekip, ağlayıp kendimizi avutabiliyorsak küfretmek değil şükretmek onaylanmıştır.
Kıvranan beynimizi düşünmeye zorlarsak lanetler yağdırdığımız şeyin sebebini anlarız. Keşkelerle boğduğumuz gururumuzu, suni tenefüsle kendine getiremeyeceğiz.